Tarih, insanlığın vicdan aynasında kırıldığı ve kaderin yön değiştirdiği büyük, kanlı dönüm noktalarıyla doludur. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) kıyamet alametlerini müjdelerken dile getirdiği "Güneş batıdan doğmadıkça kıyamet kopmaz" nebevi uyarısı, yalnızca kozmik bir altüst oluşun habercisi midir, yoksa hakikat ışığının, hidayet güneşinin coğrafi ve ruhani yörüngesini değiştireceğine dair derin bir mecaz mı? Bugün dünya sahnesinde cereyan eden sarsıcı hadiseler, bu kadim nebevi kelamın manevi tefsirini gözlerimizin önüne kapkara ve yakıcı bir gerçeklikle sermektedir.
Gazze’de aylardır sürdürülen insanlık soykırımı ve tarihin en kahpe vahşeti karşısında Doğu’nun ve sözde İslam coğrafyasının sergilediği o omurgasız, iğrenç ve utanç verici edilgenlik, bir ümmetin vicdani felç halini, çürümüşlüğünü ifşa etti. Yazar Ayçin Kantoğlu’nun o sarsıcı tespiti tam da bu noktada hakikatin kalbine neşter vuruyor: "İslam, mevcut insan bakiyesinden memnun değil. Kendisine yeni bir insan bakiyesi, yeni bir beden devşiriyor." Yüzyıllardır doğduğu coğrafyanın mirasçısı olmakla övünen, ancak mukaddesatı kitlelerin konforuna, adaletsizliğe, lüks ve şatafata, ihale ve yolsuzluklara, dindarlık maskesi altında meşrulaştırılan ahlaksızlıklara kurban eden geleneksel Müslüman topluluklar, temsil yeteneklerini sonsuza dek yitirdiler. Türkiye dâhil olmak üzere Müslüman kimliğini en ön safta taşıyanların sergilediği bu ağır ahlaki hezimet, ilahi adaletin tecellisini geciktirmedi; aksine hakikatin bayrağını taşıyacak liyakatli ve taze ellerin doğuşunu hızlandırdı.
Güneş, adeta sert bir kırılmayla yön değiştiriyor. Yıllarca İslamofobi ve Doğu karşıtlığıyla zehirlenmiş Batı coğrafyası, Gazze’de yaşanan o insanüstü direnişe, çaresizlik içindeki asil duruşa ve sarsılmaz imana şahit oldukça uykusundan sarsılarak uyanıyor. Bir avuç mazlumun izzetli kıyamı; New York sokaklarından Londra meydanlarına, Washington koridorlarından Avrupa kentlerine kadar geniş bir kitlenin paslanmış vicdanını harekete geçirdi. Gazze’deki çocukların lisan-ı hal ile yansıttığı adalet, kalpleri doğrudan fethetti.
Bu büyük uyanış, siyasi ve toplumsal alanda da somut meyvelerini sarsıcı bir biçimde veriyor. Amerikan seçimlerinde ilk kez tarih yazarak Temsilciler Meclisi’ne ve kritik kademelere seçilen Müslüman siyasiler, New York başta olmak üzere Batı’nın metropollerinde iş başına gelen Müslüman belediye başkanları ve hatta İsrail parlamentosunda varlık göstererek hak arayışını sürdüren Arap milletvekilleri... Tüm bu gelişmeler, Doğu’da çürüyen ve kokuşan yapının aksine, Batı’da filizlenen yeni ve haysiyetli bir duruşun habercisidir. Batı toplumları, Filistin meselesinin aynasında kendi sistemlerinin ikiyüzlülüğünü görürken, adaleti ve insan haysiyetini İslam’ın o duru ilkelerinde bulmaya başlıyor.
Kur’an-ı Kerim’in "Eğer O’ndan yüz çevirirseniz, yerinize başka bir toplum getirir" (Muhammed, 38) ilahi ikazı bugün adeta gözlerimizin önünde dehşet verici bir tecelliyle somutlaşıyor. İslam, kendisini temsil edemeyen, adını anıp ahlakını çiğneyen, dünyalık hırslara teslim olmuş eski coğrafyasından yüzünü çevirip; vicdanı dirilmiş, adalete susamış yeni toplumlarda yeni bir beden buluyor. Hakikat güneşi, kalpleri ölmüş Doğulu sinelerin üzerinden bir daha doğmamak üzere batarken; haysiyetini arayan Batılı ruhların ufkundan, taptaze bir ümmet ruhuyla yeniden doğuyor.
Geleneksel Müslüman toplumların, dinin özü olan ahlakı ve adaleti iktidar, hırs ve dünya metaının gölgesinde yitirmesi; basiret gözünü bağlayan ağır ve bağışlanamaz bir imtihan yenilgisidir.
Yüzyıllardır mirasyedi bir küstahlıkla taşınan Müslüman kimliği, dünya tutkusuyla yıpranmış, samimiyetini kaybetmiş ve nihayetinde kendi çürümüşlüğünün yükü altında ezilmiştir. Buna karşın, batı ufkunda hakikatle yeni tanışan, samimiyetle yoğrulmuş bu taze ruhlar; gösterişten uzak, lekesiz bir İslam ahlakıyla kuşanarak adeta insanlığın paslanmış vicdanına birer ab-ı hayat olmuştur. Şekilciliğe değil öze, dünya hırsına değil ilahi adalete sevdalanan bu yeni nesil, imanın o ilk devirlerdeki saf, haşmetli ve büyüleyici ihtişamını günümüze taşımaktadır. Eski bedenler çökerken, hakikat batıdan doğuyor: İslam, yeni bir ruhla yeniden diriliyor! Çünkü kutsal sancak düştüğü yerden kalkar söylemine alternatif olacak şekilde kutsal sancak, düştüğü toprağa mahkûm kalmaz; şerefini idrak eden, kendini mühim ve haysiyetli hisseden taze ellerin omuzlarında yeniden göğe yükselir! Vay bizim halime….
Yorum Yazın