Ahmet BACANAK
Ahmet BACANAK

Çürümenin Sessiz Tiyatrosu

Yayınlanma: 23 Ekim 2026
Çürümenin Sessiz Tiyatrosu
Toplumların çürümesi birdenbire olmaz; gürültülü bir patlamayla değil, için için işleyen trajikomik bir tiyatroyla gerçekleşir. Bugün Türkiye sahnesinde oynanan oyun tam olarak budur: Yüksek binaların, lüks otoyolların ve devasa adalet saraylarının arkasına gizlenmiş; trajedisi bol, komedisi kara, gişesi kapalı bir ahlak ve kimlik krizinin canlı yayını.

Siyaset, kamuya hizmet etme sanatı olmaktan çoktan çıkıp, kartların yeniden dağıtıldığı devasa bir ihale masasına dönüşmüştür. Hukuk ise adaleti dağıtan o ilahi terazi rolünü terk edip, güçlü olanın rakibini tarttığı bir baskül, zayıfı ezdiği kaba bir sopa haline gelmiştir. Binaların metrekaresi ve tabelaların ebatları büyümüş, fakat o heybetli kapıların içinden adaletin ruhu çoktan firar etmiştir.

Bu tiyatronun en reytingli perdesi ise hiç şüphesiz muhafazakâr kesimin "dünyevileşme" destanıdır. Yıllarca "dünyayı bir gölgelikten ibaret gören", adalet ve sadelik bayraktarlığı iddiasındaki o ulvi idealler; iktidarın sıcaklığı ve sıcak para ile tanışınca birer birer buharlaşmıştır. Dünün dervişane idealizminin ve çilekeş üslubunun yerini; bugün hırsla sarılınan son model lüks cipler, VIP umre turları, ihale odaları ve ejder meyveli sosyete ejderhaları almıştır. Sözü ile eylemi arasındaki bu devasa uçurumu hâlâ fark edebilen azınlıktaki vicdan sahibi muhafazakârlar ise derin bir mahcubiyetle siyasi seçimlerini sorgulamakta, inandıkları ulvi değerlerin nasıl birer rant tarlasına dönüştüğünü buruk bir çaresizlikle izlemektedir.

Fakat trajedinin mizahı burada bitmez; bu kriz, toplumun tüm omurgasını saran kolektif bir "iç boşalma" hastalığıdır.

Kendini Atatürk’ün yegâne mirasçısı olarak gören Kemalist kesim, Gazi’nin akıl, bilim, sanayi ve bağımsızlık meşalesini taşımak yerine; onu yakalara takılan rozetlere, dev heykellere ve yılda birkaç kez tekrarlanan nostaljik sloganlara hapsetmiştir. Atatürk’ün vizyoner ve kurucu aklı gitmiş, geriye sadece şık restoranlarda memleketi kurtaran konforlu bir eylemsizlik kalmıştır. Ortada bolca Atatürk lafı vardır ama onun eylem ruhundan eser yoktur.

Milliyetçilere gelince... Vatan sevgisini; milletin refahını yükseltmek, üretim yapmak ve liyakatli bir devlet düzeni kurmak sanan oeski anlayış raf ömrünü tamamlamıştır. Bugünün milliyetçiliği; liyakatsizliği, kadrolaşmayı ve güç odaklarına eklemlenmeyi meşrulaştıran kof bir paravandan ibarettir. Gençler ilk fırsatta yurt dışına kaçmak için vatanı terk etme planları yaparken, arkalarından "vatan-millet" edebiyatı fırlatıp ihale takibi yapmak tam da bu dönemin absürt bir özetidir.

Ve nihayet İslamcılar... "Emin" olmanın, kul hakkından titremenin ve ahlakın temsilcisi olması beklenen anlayış, ne yazık ki dinin tüccarlığına soyunmuştur. Din; insanı incelten ve adalete çağıran bir maneviyat olmaktan çıkarılıp, dünyevi çıkarları, yolsuzlukları ve adaletsizlikleri örten siyasi bir zırh haline getirilmiştir. Kuran’ın adalet emri, yerini güç sahiplerinin ikbaline ve ihale takipçiliğine bırakmıştır.

Nietzsche'nin dediği gibi: "Canavarlarla savaşan kişi, bu süreçte kendisinin de bir canavara dönüşmemesine dikkat etmelidir." Bizim toplumumuz ise karşı çıktığı her canavarın rengine bürünmüş, eleştirdiği her illetin en mahir uygulayıcısı olmuştur. Tolstoy’un "Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez" tespiti, tam da bu kof sloganlar ardına saklanan vicdanlarımızı tarif etmektedir.

Herkes temsil ettiğini iddia ettiği fikrin en büyük düşmanına dönüşmüşse; ne Kemalist Kemalist’tir, ne Milliyetçi Milliyetçi, ne de İslamcı İslamcı... Herkes kendi kutsalını dünyalık çıkarlara kurban etmiş, ardından da tavan yapan bu yozlaşmayı "ötekinin suçu" diyerek izlemeye koyulmuştur.

Unutmamak gerekir ki toplumlar hak ettikleri yönetimi ve hak ettikleri düzeni yaşarlar. Kendi ahlakını düzeltmeyen, teraziye hile katan bir toplumun, tepesindekilerden adalet ve liyakat beklemesi trajikomik bir illüzyondan ibarettir.

Nitekim tarihi ve ilahi hakikat tam da burada düğümlenir: Nasılsanız öyle idare edilirsiniz!

Yorumlar

  • Saban Kulhancioglu

    Tebrik ederim Çok güzel bir yazı olmuş toplumumuzun bugünkü durumunu zengin bir içerikle özetlemiş diye düşünüyorum teşekkür ederim.

Yorum Yazın