Ahmet BACANAK
Ahmet BACANAK

Körler Pazarında Özçekim (Selfie) Çekmek: Modern Zamanlar Felaket Zinciri

Yayınlanma: 16 Ekim 2026
Körler Pazarında Özçekim (Selfie) Çekmek: Modern Zamanlar Felaket Zinciri
(Artık yazılarım Yusuf AGAŞE için www.gasteturk.com’da)

İnsanlık tarihi dediğin şey, aslında zihne düşen tek bir tohumun ya bir saraya ya da bir tımarhaneye dönüşme hikâyesidir. Hani o meşhur kelâm-ı kibar der ya: “Fikri zayi olanın kalbi çirk, istikameti inhiraf, hayatı dalâlet, akıbeti nâr olur; fikri semîn olanın ise kalbi mücellal, hayatı sırat-ı müstakîm, istikameti sahih, akıbeti muteber olur.”

Gelin görün ki, bu kadim hikmet zinciri 21. yüzyıla gelindiğinde akıllı telefonların soğuk ekranlarına çarpıp darmadağın oldu.

Bir kalemin ucundan dökülen kelimeler, bazen sadece mürekkep değil, yüreğin ta kendisidir. İnsanın kelamla imtihanı, aslında kendi ruhuyla helalleşmesidir. Eskiden fikri zayi olan insan hiç değilse bir köşede oturur, tespihini çeker, kendi halince kafasını karıştırırdı. Şimdilerde fikri zayi olan adam, fikir üretemediği için sosyal medyada "içerik üreticisi" oluyor. Sabah uyanır uyanmaz zihnini gürültünün ve gündem çöpünün foseptiğiyle dolduruyor. Düşünce heba olunca (fikri zayi), haliyle kalbe de o çamur bulaşıyor (kalbi çirk). Niyet bozulunca ne oluyor?

Adam akşama kadar kahvesinin köpüğünü, aldığı ayakkabının ambalajını internete yükleyip "Beni onaylayın, ne olur beni sevin!" diye çırpınıyor. İstikamet şaşmış bir kere (inhiraf)... Yönünü navigasyon bile bulamıyor. Hayatı, bildirim seslerinin peşinde koştuğu koca bir saçmalıktan (dalâlet) ibaret kalıyor. Nihayetinde akıbeti ne mi oluyor? Gece yatağa girdiğinde, yorganın altında "Ben bu hayatta ne yapıyorum, nereye gidiyorum?" aydınlanmasıyla gelen o yalnızlık, o için için yanma ateşi (nâr)...

Oysa fikri semîn (değerli) olan adam öyle mi? Zihnine ve gönlüne hakikat yakıtı koyan adamın kalbi parıldıyor (mücellal). Sabahın köründe sahte alkışların peşinde koşmuyor; hayatı dosdoğru bir hat üstünde ilerliyor (sırat-ı müstakîm). Kararları sağlam (sahih), duruşu nettir. Günün sonunda gece yastığa başını koyduğunda içi ferah olan, aynaya baktığında yüzü kızarmayan adamdır o; işte akıbeti muteber olmak tam da bu huzurdur.

Körler Pazarında Ayna Satmak mı, Ringlight Açmak mı?

Fakat günümüz dünyasında fikri semîn kalabilmek, o lekesiz kalbi muhafaza edebilmek deveye hendek atlatmaktan daha zor. Çünkü etraf, tam anlamıyla bir "körler pazarı".

Eskiden hakikat erenleri bu hali anlatmak için "Körler pazarında ayna satılmaz" derlerdi. Haklılardı; gözü görmeyene, gönlü mühürlü olana aynanın sırrını, hakikatin güzelliğini anlatamazsın. Ama günümüz insanı körler pazarında sadece ayna satmaya çalışmıyor; aynanın etrafına led ışıklar (ringlight) takıp, filtre basıp, bir de üstüne "Lütfen kanalıma abone olup bildirimleri açın" diye bağırıyor!

Basiretini kaybetmiş, kendi iç dünyasının derinliğini unutmuş kitlelere yürekten kopan derin bir hakikati anlatmaya kalktığınızda, size "Bunun özeti yok mu kanka, çok uzun yazmışsın" muamelesi yapıyorlar. Yüreğin sızısı, iki satırlık kaydırma videolarının arasında kaybolup gidiyor.

Şeyh Abdülkâdir-i Geylânî Hazretleri yüzyıllar öncesinden bu kitlesel körlüğü ve duygu yitimini tek cümlede ne güzel tarif etmişti:

"Dünyaya tapan, nefsinin kulu olan kimse, hakikat güneşini göremez; çünkü onun kalbinin gözü kör, kulağı sağırdır."

Bugün Geylânî Hazretleri yaşasaydı, muhtemelen bu sözün altına "Görmüyorlar çünkü kafaları ekranlardan, gönülleri hırstan kalkmıyor" şerhini düşerdi.

Ayakların Altındaki Borsa ve Yükselen Kriptolar

Gelelim o meşhur ve sarsıcı hikâyeye...
İbnü'l-Arabi Hazretleri, Şam'da paraya, fani zenginliğe, dünya malına tapan kitleleri görünce dayanamayıp hüzün ve ibretle ayağını yere vurmuş ve şöyle haykırmıştı: "Sizin taptıklarınız, benim ayaklarımın altındadır!"

Şam halkı bunu anlayamadı. "Biz Allah'a tapıyoruz, bu adam bize hakaret ediyor" diyerek koca alimi linç etmeye kalktılar. Aradan yıllar geçti, o ayağını vurduğu yer kazıldı. Meğer toprağın altında küpler dolusu altın varmış! Yani adam aslında şunu demek istemişti: "Sizin uğruna ruhunuzu sattığınız, birbirinizi kırdığınız, sevdiklerinizi unuttuğunuz o altınlar; benim sadece bastığım topraktan ibarettir."

Şimdi gelin bu sahneyi günümüz finans dünyasına ve insan ilişkilerine uyarlayalım: Adam akşam borsadaki hisseler kırmızıya döndü diye uykusunda kriz geçiriyor, kripto parası düştü diye hayatı kararıyor, lüks arabasının çamurluğu çizildi diye kalpleri kırıyor.

İbnü'l-Arabi bugün gelse ve borsa ekranlarının karşısında ter döken, bir kâğıt parçası için dostunu harcayan modern insana bakıp ayağını yere vursa: "Uğruna ömrünüzü heba ettiğiniz, sevgiyi ve insanlığı unuttuğunuz o rakamlar, o dijital veriler benim ayaklarımın altındadır!" dese... Muhtemelen modern insan kafasını ekrandan bile kaldırmadan "Hangi coin o abi, grafiği var mı?" diye sorar!

Netice-i Kelâm

Körler pazarının en popüler ürünü renkli gözlükler, en çok izlenen kanalı ise sahte samimiyetlerdir. Böyle bir çağda fikri zayi etmemek, insan kalabilmek, o duygusal derinliği ve gönül temizliğini korumak adeta bir kahramanlıktır. Sözü kelam kılmak, kelamı da bir kalbe dokundurabilmek en büyük nasiptir.

Bizim Yunus Emre Hazretleri, bin bir çeşit fani oyuncağın ve sahte sevdaların arasında kaybolan insana en sade, en sarsıcı ve en içten kestirmeden rotayı gösteriyor aslında:

"Bana seni gerek seni..."

Yani diyor ki Yunus; "Şu fani pazarın ıvır zıvırıyla, parasıyla, puluyla, sahte alkışlarıyla kafayı bozmayın. Özü ve sevgiyi kaçırırsanız, körler pazarında en pahalı aynayı satın alsanız bile sadece kendi cehaletinizi ve yalnızlığınızı izlersiniz."

Seçim her zaman bizim: Ya zihnimizi ve gönlümüzü sığlıklarla doldurup çirk, inhiraf, dalâlet ve nâr silsilesinde kendi yalnızlığımızda kavrulacağız... Ya da fikrimizi sağlam, sevgimizi hakiki tutup; körler pazarında ayna satmaktan vazgeçip mücellal, sahih ve muteber bir ömrün, hakiki bir gönül bağının tadını çıkaracağız.




 

Yorumlar

  • Kübra mannaslar

    ("Körler pazarında en pahalı aynayı satın alsanız bile sadece kendi cehaletinizi ve yalnızlığınızı izlersiniz.") OFF... okudukca tokat gb gelen sözler dövmüyor, diriltiyor insanı çok iyi geldi.

Yorum Yazın