Bu aralar Kayseri’yi izliyorum…
Biraz uzaktan, biraz yakından. Bazen sessizce, bazen hayretle, bazen de içimden derin bir ah çekerek…
Siyasetini izliyorum.
İnsanlarını izliyorum.
Ekonomisini, sanayisini, ticaretini, sokaklarını, esnafını, işçisini, gençlerini izliyorum.
Ve kendi kendime hep aynı soruyu soruyorum:
Kayseri, nereye gidiyorsun?
Bir zamanlar üretimiyle, ticaretiyle, girişimci insanıyla Türkiye’ye örnek gösterilen bu şehirde bugün neler yaşanıyor?
Nerede hata yapıyoruz?
Neyi göremiyoruz?
Daha da önemlisi, gördüğümüz yanlışlara neden yeterince ses çıkarmıyoruz?
Kayseri sıradan bir şehir değil.
Bu toprakların mayasında çalışmak var, üretmek var, mücadele etmek var. Yoktan var eden insanların alın teri var.
Ama geçmişin başarılarıyla geleceğin inşa edilemeyeceğini de artık anlamamız gerekiyor.
Bakıyorum…
Sanayide sıkıntılar konuşuluyor. Fabrikalar kapanıyor, işçiler gelecek kaygısı taşıyor. Yıllarca bu şehrin ekonomisine katkı sağlayan işletmelerin yaşadığı sorunlar, hepimizin önünde duruyor.
Bir fabrikanın kapısına kilit vurulması sadece ekonomik bir karar değildir.
O kapının ardında evine ekmek götüren insanlar vardır. Çocuklarının geleceğini düşünen babalar, anneler vardır. Bir şehrin kaybolan üretim gücü vardır.
Peki, biz ne yapıyoruz?
Yeterince konuşuyor muyuz?
Çözüm için aynı masaya oturabiliyor muyuz?
Yoksa birkaç açıklama, birkaç ziyaret ve birkaç fotoğrafla gündemin değişmesini mi bekliyoruz?
Siyasete bakıyorum…
İktidarıyla, muhalefetiyle, yerel yönetimleriyle bu şehrin geleceği üzerine daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyorum.
Kim kiminle yan yana durmuş, kim hangi toplantıya katılmış, kim hangi fotoğrafta yer almış…
Bunları konuşmak kolay.
Asıl mesele başka.
Kayseri önümüzdeki on yılda nasıl bir şehir olacak?
Gençlerimiz burada kalacak mı?
Sanayicimiz yatırım yapmaya devam edecek mi?
Esnafımız ayakta kalabilecek mi?
Üniversitelerimiz bu şehrin üretimine, teknolojisine, geleceğine ne kadar katkı sunacak?
İşte benim merak ettiğim bunlar.
Bir de insanlarımız var…
Kayseri insanı çalışkandır. Mücadelecidir. Ticaretin dilini bilir. Zor günlerden çıkmasını da bilir.
Ancak son zamanlarda toplumun farklı kesimlerinde bir yorgunluk, bir kırgınlık, bir gelecek endişesi hissediyorum.
İnsanlar geçim derdinde.
Gençler geleceklerini düşünüyor.
Esnaf maliyetleri hesaplıyor.
Sanayici yarınını planlamaya çalışıyor.
Böyle bir ortamda şehrin geleceğini konuşmak, yalnızca siyasetçilerin değil, hepimizin sorumluluğu.
Kimse kusura bakmasın…
Kayseri’nin meselelerini konuşmak, Kayseri’ye kötülük yapmak değildir.
Tam tersine, bu şehri sevmektir.
Yanlışları görmezden gelerek, sorunları halının altına süpürerek, her yapılanı alkışlayarak bir yere varamayız.
İyi yapılanı takdir edeceğiz.
Eksik olanı söyleyeceğiz.
Yanlış gördüğümüzü sorgulayacağız.
Çünkü mesele kişiler değil, Kayseri.
Mesele makamlar değil, bu şehrin yarınları.
Ben bugün birilerini hedef göstermek için yazmıyorum.
Birilerine hesap sormak için de değil.
Sadece yıllardır sokaklarında yürüdüğüm, insanlarını tanıdığım, sevincine de derdine de şahit olduğum şehrime bakıyorum.
Ve düşünüyorum…
Bu şehir sahip olduğu sanayi birikimiyle, üniversiteleriyle, ticaret kültürüyle çok daha fazlasını konuşabilecek potansiyele sahip.
Yeter ki meseleleri doğru tespit edelim.
Yeter ki eleştiriyi düşmanlık, farklı düşünceyi tehdit olarak görmeyelim.
Yeter ki Kayseri’nin geleceğini günlük tartışmaların önüne koyabilelim.
Çünkü bir şehrin asıl kaybı yalnızca fabrikalarını, yatırımlarını ya da ekonomik gücünü kaybetmesi değildir.
Asıl kayıp, insanlarının geleceğe olan umudunu yitirmesidir.
Ben Kayseri’nin umudunu kaybetmesini istemiyorum.
Bu yüzden izlemeye, sorgulamaya, yazmaya devam edeceğim.
Ve bugün olduğu gibi yarın da aynı soruyu soracağım:
Kayseri, nereye gidiyorsun?
Daha da önemlisi…
Biz bu şehri nereye götürüyoruz?
Yorum Yazın