Naz Karakoç
Naz Karakoç

İyi Hissetme Baskısı: Sağlıklı Yaşamak da Bir Takıntıya Dönüşebilir mi?

Yayınlanma: 19 Ekim 2026
İyi Hissetme Baskısı: Sağlıklı Yaşamak da Bir Takıntıya Dönüşebilir mi?
Günümüzde sağlıklı yaşamak, bazen kendimize verdiğimiz bir söz olmaktan çıkıp yerine getirmemiz gereken bir görev listesine dönüşüyor. Her gün spor yapmalı, sağlıklı beslenmeli, meditasyon yapmalı, stresimizi yönetmeli ve bütün bunları yaparken bir de mutlu olmalıyız.

Peki, iyi hissetmek için bu kadar çabalarken kendimizi ne zaman yormaya başladık?

Sosyal medyadaki kusursuz rutinler ve her koşulda huzurlu görünen insanlar, iyi yaşamanın belli bir standardı olduğu düşüncesini güçlendiriyor. Spor yapamadığımızda suçluluk duyuyor, mutsuz bir gün geçirdiğimizde bile sanki bir şeyleri yanlış yapmışız gibi hissediyoruz.

Oysa sağlıklı yaşam, her gün doğru seçimler yapmak zorunda olduğumuz bir yarış değil.

Psikolojide toksik pozitiflik olarak adlandırılan yaklaşım, olumsuz duygulara yer bırakmadan sürekli olumlu düşünme ve mutlu görünme baskısını ifade eder. Oysa üzülmek, kaygılanmak ve hayal kırıklığı yaşamak da insan olmanın doğal parçalarıdır. Her duyguyu hemen ortadan kaldırmak yerine onu anlamaya ihtiyacımız vardır.

Mükemmeliyetçilik de bu baskıyı besleyebilir. 2024 yılında Clinical Psychology & Psychotherapy dergisinde yayımlanan bir sistematik derleme ve meta-analiz, kusursuz görünme ve kusurlarını gizleme eğiliminin çeşitli psikolojik sorunlarla ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Kendimizi sürekli kusursuz olmaya zorlamak, iyi olma çabamızı yeni bir stres kaynağına dönüştürebilir.

Yoga felsefesi bu noktada anlamlı bir bakış açısı sunar. Yoga, yalnızca bedeni esnetmek değil, kendimizi gözlemlemek ve sınırlarımızı fark etmektir. ‘Ahimsa’, yani zarar vermeme ilkesi, kendimize karşı tutumumuz açısından da düşünülebilir. Bedenimizi dinlemeden zorlamak veya dinlenirken suçluluk hissetmek, kendimize nasıl davrandığımızı sorgulamamızı gerektirir.

Bazen matın üzerinde yapmamız gereken en önemli şey bir pozu derinleştirmek değil, bedenimizin sesini duymaktır. Bazen de hiçbir şey yapmadan dinlenebilmektir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün ruh sağlığına yaklaşımı da iyi oluşun sürekli mutlu olmakla aynı şey olmadığını hatırlatır. Hayatın olağan stresleriyle baş edebilmek, her zaman neşeli olmak anlamına gelmez.

Sağlıklı yaşamak, her gün kendimizi düzeltmeye çalışmak değildir. Bazen değişmek, bazen kabul etmek, bazen de dinlenmektir.

İyi hissetmek bir zorunluluğa dönüştüğünde, kendimize iyi gelmeyi unutabiliriz.
Belki de gerçek iyilik hâli, iyi hissetmediğimiz zamanlarda da kendimize şefkatle yaklaşabilmektir.

Işık Olsun
Namaste

 

Yorum Yazın