Dr. Gabor Maté’nin affetmek üzerine çok çarpıcı bir yaklaşımı var: İnsanlara, karşılarındakini hemen affetmelerini önermek yerine, önce içlerindeki öfkeyi gerçekten hissetmelerini öneriyor. Çünkü bazen bir duyguyu serbest bırakmanın yolu, onu yok saymaktan değil, önce bütün ağırlığıyla görüp kabul etmekten geçiyor.
Son günlerde özellikle sosyal medyada affetmek üzerine çok şey yazılıp çiziliyor. Affetmenin insanı özgürleştirdiğinden, geçmişin yüklerinden kurtardığından söz ediliyor.
Bunların hiçbirine itirazım yok.
Ama bir ayrım yapmak gerektiğini düşünüyorum.
Affetmiş olmak için affetmek…
Gerçekten kalbinizde henüz karşılığı olmayan bir affı, sırf “artık bırakmalıyım” diye kendinize zorla kabul ettirmek, insanı özgürleştirmek yerine başka bir esaret yaratabilir.
Çünkü bastırdığınız hiçbir duygu gerçekten ortadan kaybolmaz.
Öfkenizi, hayal kırıklığınızı, utancınızı, kırgınlığınızı “artık bunu hissetmemeliyim” diyerek susturabilirsiniz. Ama susturmak, iyileştirmek değildir. Duyguyu yalnızca daha derinlere gönderirsiniz.
Belki de önce yapmamız gereken affetmek değil, hissetmektir.
Öfkeyse öfke, hayal kırıklığıysa hayal kırıklığı… Hissettiğin her neyse ona alan aç.
Öfken şiddete dönüşmesin, ama varlığını da inkâr etme.
Bazen duygularımız bulanık bir su gibidir. Sürekli karıştırdıkça berraklaşmaz. Biraz durup beklediğimizde ise çamur dibe çöker ve su kendiliğinden durulur.
Sonrasına sonra karar verirsin.
Çünkü affetmek bir zorunluluk değil. Bir üstünlük göstergesi de değil.
Bir gün gerçekten hazır olduğunda affedersin. Karşındakine bir lütuf olarak değil, kendin için.
Belki de gerçek özgürlük, “Seni affettim” diyebilmekten önce, “Bana yaptığın şey canımı yaktı” diyebilecek kadar kendimize dürüst olabilmektir.
Işık olsun
Namaste
Yorum Yazın