Kayseri…
Bir yanında Erciyes'in beyazı, diğer yanında Kültepe'nin binlerce yıllık hafızası. Çarşısında ticaretin sesi, sofralarında geçmişten bugüne taşınan lezzetler…
Bu şehir, anlatacak hikâye arayanlardan değil; hikâyeleri arasında kaybolanlardan.
Bugün Kayseri'nin adı uluslararası organizasyonlarla, festivallerle, büyük hedeflerle anılıyor. 2027 Türk Dünyası Kültür Başkenti, 2029 Dünya Spor Başkenti…
Güzel ünvanlar. Büyük vaatler.
Ama benim bir gazeteci olarak merak ettiğim iki soru var:
Kayseri kendisini dünyaya ne kadar iyi anlatıyor? Ve dünya Kayseri'ye geldiğinde nasıl bir şehirle karşılaşıyor?
Erciyes'ten aşağıya inen bir hikâye var mı?
Erciyes Kayak Merkezi'nin 2025-2026 sezonunda 3 milyon 300 bin ziyaretçi ağırladığı açıklandı.Milyonlarca insanın yolu bu dağa düşüyor.
Peki, o yol şehrin sokaklarına da uzanıyor mu?
Kültür ve Turizm Bakanlığının Ağustos 2026 verilerine göre Kayseri'deki konaklama tesislerine 65 bin 508 geliş kaydedildi. Ortalama kalış süresi ise 1,64 gece.
Bu iki rakam farklı dönemleri ve farklı ziyaretçi türlerini anlatıyor. Dolayısıyla doğrudan karşılaştırılamaz.
Ancak yine de sormak gerekiyor:
Erciyes'in zirvesindeki hareketlilik, Kapalı Çarşı'nın tezgâhına ne kadar yansıyor?
Kayak yapan turist, Hunat Hatun'un avlusunda soluklanıyor mu? Kültepe'nin tarihine dokunuyor, Talas'ın sokaklarında kayboluyor mu?
Yoksa Kayseri, gelenlerin hafızasında yalnızca bir dağ manzarası olarak mı kalıyor?
Tarihimiz derin, hikâyemiz neden uzak?
Kültepe-Kaniş…Binlerce yıl önce tüccarların yollarının kesiştiği, Anadolu'nun yazılı tarihinin başladığı topraklar.
Bugün UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'nde.
Kayseri pastırması ise 2026'da Avrupa Birliği coğrafi işaret tescili aldı.
Bir yanda insanlığın ticaret hafızası, diğer yanda yüzyılların emeğiyle şekillenen bir mutfak kültürü.
Ama bir değere sahip olmak, onu dünyaya anlatabilmek anlamına gelmiyor.
Kültepe'nin tabletlerini biliyoruz; peki, o tabletlerin anlattığı insanları dünyaya tanıtabiliyor muyuz?
Pastırmayı sofraya koyuyoruz; peki, ustasının emeğini, geleneğini ve hikâyesini ne kadar görünür kılıyoruz?
Kapımız açık, peki dünyaya ne kadar?
Kayseri, geleneklerine bağlı, muhafazakâr kimliğiyle tanınan bir şehir.Bu kimlik, geçmişten bugüne taşıdığı değerlerle şehrin karakterini oluşturuyor.
Ancak dünyaya açılmak, yalnızca başka ülkelerden insanların gelmesi değil; farklı hayatların, alışkanlıkların ve kültürlerin aynı sokakta buluşabilmesi demek.
Peki, biz bu buluşmaya ne kadar hazırız?
Farklı giyim tarzlarına sahip bir turist, şehir merkezinde kendisini rahat hissediyor mu? Tek başına seyahat eden bir kadın, Kayseri'yi nasıl deneyimliyor?
Bir yabancı, yönünü bulmakta, derdini anlatmakta, şehri tanımakta zorlanıyor mu?
Bu soruların cevaplarını bilmiyorsak, öğrenmek zorundayız.
Çünkü misafirperverlik, kapının üzerinde yazan bir söz değil; o kapıdan girenin hissettiği duygudur.
Çarşının sesi tanıtım filmlerine ulaşıyor mu?
Bir şehrin hikâyesi yalnızca zirvelerde, müzelerde ya da festival sahnelerinde yazılmaz.Bazen Kapalı Çarşı'da siftah bekleyen bir esnafın sessizliğinde saklıdır.
Elbette ekonomik sıkıntıların tamamını turizme bağlamak doğru değil.
Ama milyonluk ziyaretçi rakamları açıklanırken, bu hareketliliğin şehir merkezine ne bıraktığını sormak da gazeteciliğin gereğidir.
Kaç kişinin geldiğini biliyoruz. Peki, kaçının çarşıya uğradığını, ne kadar harcadığını, kaç esnafın yüzünü güldürdüğünü biliyor muyuz?
Bir şehrin hikâyesini kim tamamlar?
Kayseri'de tanıtım çalışmaları yapılıyor, medya temsilcileri ağırlanıyor, turizm planları hazırlanıyor.Bunların her biri değerli. Ancak asıl mesele, tanıtımın ardından şehirde neyin değiştiği.
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç'ın daha önce söylediği “Biz pazarlamayı tam beceremiyoruz” sözü, belki de bu tartışmanın en kısa özeti.
Çünkü şehir markası yalnızca güzel görüntülerle değil; tutarlı bir anlatıyla, gerçek bir ziyaretçi deneyimiyle ve yerel halkın hayatına dokunan sonuçlarla oluşur.
Bu hikâyeyi yazmak yalnızca yöneticilerin değil; turizmcilerin, üreticilerin, sanatçıların, üniversitelerin ve biz gazetecilerin de sorumluluğu.
Kayseri'nin dünyaya anlatacak çok şeyi var.
Ama belki de artık başka bir sorunun zamanı:
Biz dünyaya gerçek Kayseri'yi mi anlatıyoruz, yoksa yalnızca anlatmak istediğimiz Kayseri'yi mi?
Yorum Yazın