Bugün medya dünyasına yeni bir ses, yeni bir soluk katıldı: Gaste Türk!
Öncelikle Gaste Türk ailesine gönülden başarılar diliyorum. Arkadaşım Yusuf Ağaşe’ yıllardır Kayseri’de gazetecilik adına yaptıkları ortada.
Yolu açık, kalemi keskin, haberleri güçlü olsun. Bu ülkenin ve şehrin gerçeğe, cesur sorulara halkın sesini duyuran gazetecilere her zamankinden daha fazla ihtiyacı var.
Gaste Türk’ün bu ihtiyaca karşılık veren, söyleneni tekrarlamakla yetinmeyen, söylenmeyenin de peşine düşen bir yayın çizgisi olacağına eminim. Dilerim bu yeni yolculuk, yalnızca haberlerin değil, haberlerin ardında saklanan gerçeklerin de peşinden gider.
Çünkü bir haber sitesi açmak, yalnızca yayın hayatına başlamak değildir. Aynı zamanda okura karşı bir sorumluluk üstlenmek, gerçeğin izini sürmek ve toplumun güvenini kazanmak için yola çıkmaktır. Gaste Türk’ün bu yolculuğunun, gazeteciliğin itibarına ve ülkenin fikir hayatına değer katmasını diliyorum.
Hoş geldin Gaste Türk! Kalemin gerçeğe, sözün halka, yolun gazeteciliğin özüne çıksın.
Gazetecilik mesleğinde otuz be yılı geride bırakırken son yıllarda aklımda hep şu soru takılı kalıyor: Acaba biz gazeteciler olarak okurlara gördüklerimizi mi anlatıyoruz, yoksa görmediklerimizi mi kaçırıyoruz?
Mesleğe ilk adım yıllarda haber hazırlarken bir şehrin nabzını tutar, insanların derdini öğrenir, yöneticilerin ne yaptığını görür, bazen de ertesi günün nasıl şekilleneceğine dair ipuçları yakalardık. Yazdığımız birkaç satır, birilerinin sesini duyurur, bir yanlışın düzeltilmesine kapı aralardı.
Şimdi haber çok, zaman az. Teknoloji değişti. Haberi vatandaşa ulaştırmak daha kolay ve hızlı oldu.
Neredeyse herkes bir köşede gazetecilik yapar oldu. Herkes konuşuyor, herkes bir şeyler anlatıyor. Telefonlarda yüzlerce haber dolaşıyor ama günün sonunda geriye baktığımızda yazılanlar ve çizilenlerin sokağın nabzını tutamadığını üzüntüyle görüyoruz.
Çünkü gazetecilik, duyduğunu yazmak kadar duyulmayanı da fark etmektir. Herkesin önündeki perdeye baktığı bir anda perdenin arkasında ne olduğunu merak etmektir.
Bir ülkenin, bir şehrin en büyük kaybı, kimsenin hesaplamadığı kayıptır.
Bir yanlış yatırım, verimsiz kullanılan kamu kaynağı, zamanında duyulmayan bir esnafın feryadı ya da çözüm bekleyen bir üreticinin sorunu… Bunların her biri büyüyerek ekonominin karşısına çıkabilir. Üstelik çoğu zaman sorun ortaya çıktığında herkes nedenini araştırır.
Gazetecilik bu yüzden önemlidir. Yalnızca olanı biteni anlatmaz; olabilecekleri de düşündürür. Yanlışların sorgulanmasına, insanların doğru bilgiyle karar vermesine yardımcı olur.
Gazetecilik büyük sorumluluk gerektirir. Protokol masalarında yemeklere katılıp boy göstermekle olmaz bu işler.
Gazeteci tarafsız olur diye bir söz dolaşıyor yıllardır. Maalesef tarafsız gazeteci kalmadı. Herkes bir taraflara dağıldı. Bir şeylerin ucundan tutmaya çalışıyor.
Gazeteci taraf olmalı mıdır? Yoksa tarafsız mı? Olmalıdır.
Bence gazeteci her zaman taraftır. Taraf olmalıdır da.
Fakat gazeteci her daim DOĞRUDAN taraf olmalıdır. Doğrunun yanında yanlışın karşısında olmalıdır. Meslek etiği bunu gerektirir. Vicdani sorumluluktur.
Şayet DOĞRU tarafta olmazsanız ne olur?
Ülkelerin ve şehirlerin ekonomisi gazetecinin yaptığı haberlere ve dik duruşuna paralel olarak ilerler.
Tarafsızlığın kaybolması, gerçeklerin çarpıtılması ve haberlerin yeterince araştırılmaması ekonomik zararlara yol açabilir. Üstelik bu zarar bazen hemen görülmez; güvenin azalmasıyla yıllar içinde ortaya çıkar.
Bir yatırımcı yeni bir şehirde veya ülkede yatırım yapmayı düşündüğünde yalnızca vergi oranlarına, iş gücüne, altyapıya ve teşviklere bakmaz. Aynı zamanda bilgi ortamını, hukuki öngörülebilirliği, kamu yönetiminin şeffaflığını ve ekonomik riskleri de değerlendirir.
İşte gazetecilik burada önemli bir rol oynar.
Bir ülkede ekonomik sorunlar özgürce tartışılabiliyor, yanlış uygulamalar ortaya çıkarılabiliyor ve yatırımlarla ilgili bilgiler bağımsız biçimde incelenebiliyorsa yatırımcı riskleri daha sağlıklı değerlendirebilir.
Fakat olumsuz haberlerin gizlendiği, doğrulanmamış iddiaların gerçekmiş gibi sunulduğu bir ortamda yatırımcı karar vermekte zorlanabilir.
Yatırımcı her şeyin iyi anlatıldığı ülkeyi değil, karşılaşacağı riskleri doğru anlayabildiği ülkeyi tercih edebilir.
Araştıran, soran, sorgulayan gazeteci kamu kaynaklarının kullanımını görünür kılar, karar vericilerin hesap verebilirliğini destekler ve topluma bilgi sağlar.
Gazeteci ne yatırım düşmanıdır, ne de yatırımcıya düşmandır. Yatırımın reklamını yapan kişi hiç değildir. Gazetecinin görevi, gerçeğin anlaşılmasında üzerine düşen görevi layıkıyla yerine getirmektir.
Güvenilir gazetecilik, bilgi kirliliğini azaltarak toplumsal ve ekonomik kararların daha sağlıklı verilmesine katkı sağlamalıdır.
Gazeteciliği yalnızca haber yayımlayan bir meslek olarak görmüyorum. Gazetecilik, toplumun kendi gerçeklerini öğrenme ve kararlarını bu gerçeklere göre vermesi için bir imkandır.
Bu nedenle Gaste Türk gibi yeni yayınların önünde önemli bir fırsat var: Sadece gündemi aktarmak değil, gündemin arkasındaki ekonomik ve toplumsal ilişkileri de araştırmak.
Bir şehirde herkes ekonomik büyümeden söz ederken vatandaş geçim sıkıntısı yaşıyorsa burada sorulması gereken sorular vardır. Sanayi gelişiyor denilirken gençler başka şehirlere gidiyorsa, turizm potansiyelinden bahsedilirken turist şehirde bir gün bile kalmıyorsa, anlatılanlarla yaşananlar arasındaki mesafeyi kim araştıracaktır?
Ne var ki bugün habercilik zaman zaman bir yarışa dönüşüyor. Kim önce yayımlayacak, kim daha çok tıklanacak, kimin başlığı daha fazla dikkat çekecek? Bu yarışın içinde haberin doğruluğu, derinliği ve topluma katkısı geri plana düşebiliyor.
Oysa gazetecilik sadece hız mesleği değildir. Bazen bir haberi yayımlamadan önce biraz daha beklemek, bir kişiyi daha dinlemek, bir belgeyi daha incelemek gerekir. Çünkü yanlış bir haberin bedelini yalnızca onu yazan ödemez; toplum da öder.
Gaste Türk'e yeniden hayırlı olsun. Dilerim bu yeni ses, kalabalığın içinde kaybolan gerçekleri arar; yalnızca söylenenleri değil, söylenmeyenleri de merak eder.
Bugün asıl ihtiyacımız olan şey daha fazla haber değil, daha fazla gazeteciliktir.
Çünkü manşetler değişir, gündem unutulur, açıklamalar geride kalır. Ama sorulmayan soruların hesabı bir gün mutlaka karşımıza çıkar.
Bir şehir yatırımcı kaybetmeden önce, gerçeği anlatan gazetecilerini mi kaybeder?
Gazetecinin güvenilirliği, her gün yazdığı haberlerin sayısıyla değil, okurun ona duyduğu güvenle ölçülür.
Güvenilir gazetecilik diye bir terim kaldı mı? Bunu da yorumlarınıza bırakıyorum.
Yorum Yazın